O An Kendimden Utandım İçimdeki İsteği İlk Defa Kabul Ettim, Geri Dönemedim - Seks hikaye
- GeceStory
- 7 gün önce
- 7 dakikada okunur

O An Kendimden Utandım
Utanç, beklediğim gibi gelmedi. Yüzümü kızartan bir şey değildi; daha çok içimde ağırlaşan, sessiz bir fark edişti. Kendime bakmak istemediğim bir an vardı ve ben tam da o anın içindeydim. Hissettiğim şeyin adını koyduğumda, kaçacak yer kalmadığını anladım.
O ana kadar her şeyi kontrol ettiğimi sanıyordum. Düşüncelerimi, sınırlarımı, neyi isteyip neyi istemediğimi… Ama utanç, kontrolün bittiği yerde başlıyor. İçimde beliren isteği fark ettiğimde, bunun geçici bir heves olmadığını hissettim. İşte o his, beni kendimden utandırdı. Çünkü inkâr edemeyecek kadar netti.
Kendime “olmaz” demek istedim. Bu kelimeyi içimde defalarca tekrarladım. Ama her tekrarında daha az inandırıcı geldi. Utandığım şey, hissetmem değildi aslında; hissettiğimi kabul etmeye başlamamdı. Çünkü kabul etmek, geri dönülmez bir kapıyı aralamak demekti.
O an kendimden utandım, evet. Ama bu utanç beni durdurmadı. Aksine, içimdeki isteği daha görünür kıldı. Ve görünür olan bir şey, artık saklanamazdı.

Bu His Nereden Çıktı Anlayamadım
Bir anda ortaya çıkmış gibi hissettirdi. Sanki hep oradaymış da ben görmezden gelmişim gibi. Ne zaman başladığını, hangi anda şekil aldığını hatırlayamıyordum. Bildiğim tek şey, artık yok sayamayacak kadar belirgin olduğuydu. Bu his, plansızdı; ama geçici de değildi.
Kendime açıklamalar bulmaya çalıştım. Yorgunluk dedim, anlık bir dalgınlık, yanlış bir yorum… Ama hiçbir gerekçe yeterince ikna edici gelmedi. Çünkü bu his, düşüncelerimden önce gelmişti. Mantık, geriden yetişmeye çalışan bir misafir gibiydi. Kapı çoktan açılmıştı.
Nefesimi fark ettim; biraz daha derin, biraz daha yavaş. Bedenim yine benden önce bir şeyler söylüyordu. Ben hâlâ “neden” diye sorarken, içimdeki cevap sessizce yerini almıştı. Bu his nereden çıkmıştı bilmiyordum ama nereye gittiğini de tahmin edemiyordum.
Asıl zor olan, bu hissin tanıdık gelmesiydi. Daha önce de hissetmişim gibi… Sadece bu kadar net değilmiş. Şimdi ise saklanacak bir köşesi kalmamıştı. Kendime bakıp “bu da geçer” demek istedim ama cümle ağzımda dağıldı.
Anlayamadım, evet. Ama anlamamak, hissetmemek demek değildi. Ve ben, anlamasam da bu hissin beni yavaş yavaş ele geçirdiğini fark ediyordum.
İçimdeki İsteği Görmezden Gelmeye Çalışırken
İnkâr etmek, sandığım kadar zor değildi. En azından başta. Kendime başka şeyler düşündürmeye çalıştım, dikkatim dağılsın istedim. Günlük, sıradan düşüncelere sığındım. Yapmam gerekenler, konuşmam gerekenler, ertelediğim küçük detaylar… Hepsi, içimde yükselen isteğin üzerini örtmek için birer bahane gibiydi.
Ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, his geri dönüyordu. Üstelik her seferinde biraz daha net, biraz daha ısrarcı. Görmezden geldikçe küçülmedi; aksine, sessizce büyüdü. Onu fark etmediğimi sanmak, sadece kendimi kandırmaktı. İçimdeki isteğin varlığı, yokluğundan daha güçlüydü artık.
Kendime sınırlar hatırlattım. “Buna gerek yok,” dedim. “Geçici.” Ama bu kelimeler, içimde bir yankı bile bulmadı. Çünkü istek, kelimelerle tartışmıyordu. O sadece oradaydı. Sabırlı, sessiz ve vazgeçmeye niyeti olmayan bir şekilde.
Bir noktada fark ettim ki, görmezden gelmeye çalışmak aslında kabul etmenin başka bir yoluymuş. Çünkü insan, olmayan bir şeyle bu kadar uğraşmaz. Ne kadar kaçarsam kaçayım, içimdeki isteğin yönünü değiştiremiyordum. O, beni değil; ben onu izliyordum artık.
Ve o an, görmezden gelmenin de bir karar olduğunu anladım. Belki de en sessiz, ama en etkili olanlardan biri.
Bakışlarımın Beni Ele Verdiği An
Ne söylediğim değil, nasıl baktığım ele verdi beni. O an fark ettim. Kelimelerimi dikkatle seçmiş, sesimi kontrol etmiş olabilirdim; ama bakışlarımda aynı disiplin yoktu. Gözler, insanın en zor sakladığı yerdir. Ben de saklayamadım.
Bakışlarımın kaçmadığını hissettim. Normalde olması gerekenden biraz daha uzun, biraz daha cesur kaldılar. O saniyede, içimdeki isteğin yüzeye çıktığını anladım. Bunu fark etmiş olabileceği düşüncesi içimi ürpertti. Çünkü fark edilmek, inkâr edilemez hale gelmek demekti.
O an utanç geri geldi. Ama önceki gibi ağır değildi. Daha çok, yakalanmış olma hissiydi. İçimde olanın artık sadece bana ait olmadığını hissettim. Bakışlarım, söyleyemediklerimi anlatmıştı. Belki istemeden, belki de bilerek… Bunu ayırt edemiyordum.
Gözlerimi başka bir yere çevirmeyi düşündüm ama yapmadım. Çünkü kaçmak, kabul etmekten daha zordu. O an, bakışlarımda sakladığım her şeyin okunabileceğini hissettim. Ve bu düşünce, beklediğimden daha güçlü bir etki yarattı.
Bakışlarım beni ele verdiğinde, geri dönüş ihtimali biraz daha azaldı. Çünkü artık içimdeki isteği sadece ben bilmiyordum. Ve bu paylaşılan farkındalık, sessiz ama derin bir bağ kurmuştu. seks hikaye
Yanlış Olduğunu Bilerek Sessiz Kalmam - seks hikaye
Sessiz kalmak bazen bir tercihtir, bazen de bir itiraf. O an benimki ikisiydi. Yanlış olduğunu biliyordum; bu bilgi nett i, tartışmasızdı. Ama bildiğim hâlde konuşmadım. Çünkü konuşmak, durmak demekti. Sessizlik ise akışın devamına izin veriyordu.
İçimde bir cümle vardı, tam dudaklarımın ucunda. Söylesem her şey değişebilirdi. Mesafe geri gelir, hisler dağılır, bu an sıradanlaşırdı. Ama o cümleyi seçmedim. Seçmemek de bir seçimdi. Belki de en net olanı.
Sessizlikte zaman daha ağır akar. Düşünmeye daha çok fırsat verir ama aynı zamanda kararları da hızlandırır. O an, içimdeki isteğin farkında olmama rağmen susmayı seçtiğim için kendime kızmadım. Kızmak, hâlâ bir direnç olduğunu gösterirdi. Oysa ben direnmemeyi seçmiştim.
Yanlış olduğunu bilmek, bazen insanı durdurmaz. Sadece sorumluluğu görünür kılar. Ben o sorumluluğu sessizce aldım. Hiçbir şey söylemeyerek, her şeyi kabul etmiş gibi hissettim. Bu kabul, beklediğimden daha sakin ama daha derindi.
Sessiz kaldığım o an, geri dönülmez bir çizginin geçildiğini hissettim. Çünkü artık yanlışla arama mesafe koymuyordum. Onunla yan yana duruyordum.
İçimdeki İsteği Kabul Ettiğim An
Kabul etmek sandığımdan daha sessiz oldu. Büyük bir fark ediş, ani bir aydınlanma yaşamadım. Daha çok, içimde uzun süredir var olan bir şeyin üzerindeki örtüyü kaldırmış gibiydim. O an, artık kendime yalan söylemediğimi hissettim. Kaçmayı bıraktım. İnkâr etmeyi de.
İsteğin orada olduğunu kabul etmek, ona teslim olmakla aynı şey değildi belki. Ama aradaki mesafe çok kısalmıştı. Kabul ettiğim anda, içimde bir şey gevşedi. Sanki uzun süredir sıkı tuttuğum bir nefesi nihayet bırakmıştım. Bu rahatlama, beni korkutacak kadar tanıdıktı.
Utanç hâlâ vardı ama artık yön değişmişti. Kendimden utanmıyordum; daha çok, bu ana kadar kendimi kandırmış olmaktan rahatsızdım. Kabul etmek, beni zayıf yapmadı. Aksine, olduğum hâliyle yüzleştirdi. Ve bu yüzleşme, düşündüğümden daha güçlüydü.
O an anladım ki, isteği kabul etmek bir son değil; bir eşikti. O eşiği geçip geçmemek başka bir meseleydi. Ama ben, o anda geri dönmek için gerekli bahaneyi içimde bulamadım. Çünkü kabul edilen bir şey, artık yokmuş gibi davranılamaz.
İçimdeki isteği kabul ettiğim an, geri dönüş ihtimali sessizce kapandı. Ve ben bunu fark ettiğimde, içimde tuhaf bir sakinlik vardı.
Kendime İtiraf Etmemem Gereken Şey
Bazı itiraflar vardır, söylendiği anda her şeyi değiştirir. Bu da onlardan biriydi. Bunu kendime bile söylememem gerektiğini biliyordum. Çünkü dile getirdiğim an, geri dönüşsüz bir gerçeklik kazanacaktı. İçimde tutmak, onu kontrol altında tutmanın son yolu gibiydi.
Ama o itiraf, sessizce şekillenmişti bile. Kelimelere dökmesem de anlamı netti. Kendime baktığımda kaçacak bir yer kalmadığını hissettim. Artık bu isteği “anlık”, “geçici” ya da “önemsiz” diye tanımlayamıyordum. Bu düşünce, içimde ağır bir yankı bıraktı.
İtiraf etmek, her zaman başkalarına konuşmak demek değildir. Bazen sadece içindeki sesi susturmaktan vazgeçmektir. Ben de bunu yaptım. Kendime karşı dürüst olmayı seçtim. Ve bu dürüstlük, beklediğimden daha sarsıcıydı.
İçimde hafif bir korku belirdi. Çünkü itiraf edilen şeyler, sorumluluk ister. O sorumluluğun altına girip girmeyeceğimi bilmiyordum. Bildiğim tek şey, artık bu isteğin adını koyduğumdu. Adı olan bir şey, görmezden gelinmez.
Kendime itiraf etmemem gereken şeyi kabul ettiğim an, sınırların gerçekten silikleştiğini hissettim. Çünkü en zor itiraf, insanın kendisine yaptığıdır. Ve ben, o eşiği çoktan geçmiştim.
Geri Dönmek İçin Geç Kaldığımı Hissettiğimde
Bunu bir anda anlamadım. Daha çok, yavaş yavaş içime yerleşen bir his gibiydi. Önce küçük bir farkındalık, sonra netleşen bir düşünce… Geri dönmenin artık bir seçenek olmadığını hissettiğimde, içimde tuhaf bir sessizlik oluştu. Panik yoktu. Acele de. Sadece geç kalmışlık vardı.
Bir noktaya kadar her şey geri alınabilir gibi gelir insana. Bir adım, bir cümle, bir karar… Ama o çizgi geçildiğinde, insan bunu tartışmaz. Sadece bilir. Ben de bildim. Geri dönmek istemediğim için değil; geri dönmenin artık anlamını yitirdiğini fark ettiğim için.
İçimde kısa bir tereddüt belirdi. “Şimdi dursam?” diye sordum kendime. Ama bu soru, cevabını da beraberinde getirdi. Durmak, yaşananları yok saymak olurdu. Oysa yaşananlar çoktan içime işlemişti. Hissettiğim şey, geçici bir dalga değil; iz bırakan bir akıntıydı.
Geri dönmek için geç kaldığımı hissettiğimde, içimde beklenmedik bir sakinlik vardı. Karar vermem gerekmedi. Çünkü karar çoktan verilmişti. Belki sessizce, belki fark ettirmeden… Ama verilmişti. Ve ben, o kararla yaşamayı kabul etmiştim.
O an, geri dönüşsüzlüğün korkutucu olmadığını anladım. Korkutan, o noktaya gelene kadar kendine söylenen yalanlardı. Geç kaldığımı hissettiğimde, yalanlar sustu. Geriye sadece dürüstlük kaldı.
Kontrolümü Kaybettiğimi Anladım
Kontrolün kaybolduğunu anlamak, onu kaybettiğin an olmaz. Daha çok, geri almaya çalıştığında fark edersin. Ben de o an fark ettim. İçimde hâlâ düzen kurmaya çalışan bir parça vardı ama artık söz geçiremiyordu. Düşüncelerim netti, ama hislerim onlardan bağımsız hareket ediyordu.
Kendimi izler gibi hissettim. Normalde duracağım yerde durmuyor, sustuğum yerde konuşmuyor, kaçtığım yerde kalıyordum. Bu, plansız bir dağılma değildi. Aksine, çok sakin bir çözülmeydi. Kontrolün gürültüyle değil, sessizlikle kaybolduğunu o an anladım.
Bir an için geri almak istedim. Sadece denemek için. Ama denemek bile, artık geç kalmış olduğumu gösterdi. Çünkü kontrol, isteyince geri gelen bir şey değildir. O, var olduğu sürece fark edilmez; kaybolduğunda ise her şeyi görünür kılar.
İçimdeki isteği kabul ettiğim andan beri, kontrolün yavaş yavaş elimden kaydığını hissediyordum. Ama bu his beni korkutmamıştı. Şimdi ise netti. Kontrol yoktu ve ben bununla ne yapacağımı bilmiyordum. Garip olan, bilmememin beni rahatsız etmemesiydi.
Kontrolümü kaybettiğimi anladığımda, geri dönemedim. Çünkü geri dönmek, kontrolün hâlâ sende olduğunu varsayar. Oysa ben, o varsayımı çoktan geride bırakmıştım.
Geri Dönemedim
Geri dönmemek bir karar gibi gelmedi. Daha çok, seçeneklerin yavaşça ortadan kalkmasıydı. Bir kapının kapanması değil; açık sanılan kapının aslında hiç var olmadığını fark etmek gibiydi. O an, durup düşünmedim. Çünkü düşünmek, hâlâ geri dönüş ihtimali varmış gibi davranmak olurdu.
İçimdeki isteği kabul ettiğim andan beri her şey daha netti. Netlik bazen rahatlatıcıdır, bazen de ürkütücü. Benim için ikisi birden oldu. Ne yaptığımı biliyordum. Neden yaptığımı da. Ama bu bilgi, beni durdurmaya yetmedi. Çünkü geri dönmek, artık olduğum kişiden vazgeçmek anlamına geliyordu.
Kendime kızmadım. Kendimi savunmadım da. Olanı olduğu gibi kabul ettim. Geri dönemediğimi fark ettiğimde, içimde bir huzur vardı; beklemediğim kadar sakin. Sanki uzun süredir ertelenen bir gerçek, nihayet yerini bulmuştu.
Geri dönemedim, çünkü dönmek istediğim yer artık bana ait değildi. O an, o his, o kabul… Hepsi beni değiştirmişti. Değişmiş bir hâlden, eski bir noktaya dönmek mümkün değildi. Ve ben bunu ilk kez bu kadar net anladım.
Hikâye burada bitiyor gibi görünebilir. Ama içimde kalan his, bitmedi. Sessiz, tanıdık ve artık saklanmayan bir gerçek olarak benimle kaldı.



Yorumlar