Yanlış Olduğunu Bildiğim Halde Bedenim İtiraz Etmedi - Soft Erotik Hikaye
- GeceStory
- 10 Oca
- 7 dakikada okunur

O An Yanlış Olduğunu Biliyordum
Bunu fark ettiğim an çok netti. İçimde küçük ama kararlı bir ses vardı; sakin, mantıklı ve ısrarcı. “Burada durmalısın” diyordu. Geri çekilmek için hâlâ zaman vardı. Bir adım geriye gitmek, gözlerimi başka yöne çevirmek, bu anı sıradan bir ana dönüştürmek mümkündü. Ama o an, hiçbirini yapmadım.
Yanlış olduğunu bilmek, her zaman durdurmaya yetmiyor. Bazen sadece fark ettiriyor. Kalbim daha hızlı atmaya başladığında bunun bir tesadüf olmadığını anladım. Sessizlik uzadıkça düşüncelerim karıştı; mantığım konuşmaya çalıştıkça bedenim başka bir dilde cevap veriyordu. Sanki içimde iki farklı ben vardı ve hangisinin kazanacağını o an seçmem gerekiyordu.
Bakışlarımın kaçmadığını fark ettiğimde, çoktan geç kaldığımı hissettim. Göz göze gelmek basit bir şey gibi görünür ama bazı anlarda, bir dokunuş kadar belirleyici olabilir. O an da öyleydi. İçimdeki “yanlış” duygusu kaybolmadı, aksine daha da belirginleşti. Ama bu belirginlik beni durdurmak yerine, garip bir şekilde daha da içine çekti.
Kendime kızmadım. Kendimi savunmadım da. Sadece orada durup, hissettiklerimin ağırlığını kabul ettim. Yanlış olduğunu bilmekle, o anı yaşamaktan vazgeçmek arasında sandığımdan daha ince bir çizgi vardı. Ve ben, o çizginin tam üzerinde duruyordum.

Bedenimin Benden Önce Karar Vermesi
Ne zaman fark ettim bilmiyorum. Belki de fark etmek istemedim. Mantığım hâlâ itiraz etmeye çalışıyordu ama artık sesi uzaktan geliyordu; sanki başka bir odadan konuşuyormuş gibi. Oysa bedenim çok daha yakındı. Sessizdi ama kararlıydı. Bir adım atmadan, tek kelime etmeden kararını vermişti bile.
Omuzlarımın nasıl gevşediğini hissettim. Nefes alışım değişmişti; daha derin, daha yavaş ama aynı zamanda daha belirgindi. Bunu kontrol ettiğimi sanıyordum ama aslında sadece izliyordum. İçimde olup biteni durdurmak yerine, olanları anlamaya çalışıyordum. Belki de en büyük hatam buydu.
Yakınlık bazen mesafeyle ölçülmez. Aramızda hâlâ boşluk vardı ama o boşluk artık güvenli değildi. Bedenim bunu benden önce anlamıştı. Geri çekilmem gereken yerde durmak yerine, olduğum yerde kaldım. Bu da bir karardı; söylemeden alınmış, açıklanmamış bir karar.
Kafamda sorular dolaşıyordu ama hiçbiri net değildi. “Neden?” diye sormadım. “Sonra ne olacak?” diye de. Çünkü o an, cevaplardan çok hisler ağır basıyordu. Yanlış olduğunu bilmek hâlâ içimdeydi ama bedenimin verdiği karar, o yanlışın üzerine sessizce örtülüyordu.
Ve ben, bu sessizliğin içinde, kontrolü ne zaman bıraktığımı tam olarak hatırlayamıyordum.

Göz Göze Geldiğimizde Her Şey Değişti
Bazı anlar vardır, kelimelerden önce gelir. Ne söylendiğini değil, neyin hissedildiğini hatırlarsın. O an da öyleydi. Göz göze geldiğimizde zamanın hızını kaybettiğini fark ettim. Sanki etrafımızdaki her şey geri çekilmişti; sesler, hareketler, hatta düşünceler bile.
Bakışları kaçmadı. Benimkiler de. Bu, basit bir tesadüf değildi artık. Uzayan her saniye, aramızdaki gerilimi daha da görünür kılıyordu. Gözler bazen insanın sakladığını sandığı her şeyi ele verir. Ben de ele verdiğimi hissettim. İçimde tuttuğum tereddütler, kararsızlıklar, hatta yanlış olduğunu bildiğim o his… Hepsi bakışlarımda bir yer bulmuş gibiydi.
O an konuşmak istemedim. Konuşursam bozulacağını düşündüm. Çünkü kelimeler geldiğinde, geri dönüş ihtimali de gelir. Oysa bu sessizlikte geri dönüş yoktu. Göz göze gelmek, sanki sessiz bir anlaşma gibiydi. Ne olacağını bilmiyorduk ama ne olmadığını ikimiz de fark etmiştik.
Kalbimin ritmini kontrol etmeye çalıştım ama başaramadım. Bunu fark etmiş olabileceğini düşündüm; bu düşünce bile beni daha savunmasız hissettirdi. Yanlış olduğunu bilmek hâlâ içimdeydi ama bakışlar o yanlışın üzerine yeni bir anlam ekliyordu. Sanki “yanlış” kelimesi, o an için geçerliliğini yitiriyordu.
Bakışlar ayrıldığında her şey eskisi gibi olmadı. Çünkü bazı anlar, sadece yaşandığı saniyelerde değil, sonrasında da değiştirir insanı. Ve ben, o değişimin başladığını çok net hissediyordum.
Aklım Geri Çekilmemi Söylerken
Tam o anda, aklım yeniden konuşmaya başladı. Sanki biraz önce susmamış gibi, şimdi daha net, daha sertti. “Burada dur,” diyordu. “Bu kadar yeter.” Mantığımın sesi tanıdıktı; yıllardır beni koruyan, yanlışlardan uzak tutan o ses. Ama ilk kez bu kadar geç kalmıştı.
Bir adım geri atmayı düşündüm. Sadece bir adım. O mesafeyi yeniden hatırlamak için. Ama bedenim buna cevap vermedi. Hareket etmedim. Olduğum yerde kaldım ve bu, geri çekilmemekten daha güçlü bir tercihti. Aklım bunu fark ettiğinde biraz daha yükseldi, ama artık etkisi azalmıştı.
Kendi içimde pazarlık yapmaya başladığımı hissettim. “Birazdan geçer,” dedim kendime. “Sadece bu an.” Ama biliyordum; bazı anlar geçmez, sadece başka bir şeye dönüşür. Aklım bunu da biliyordu aslında. O yüzden bu kadar ısrarcıydı.
Etrafımdaki her şey fazlasıyla netti. Işık, sessizlik, nefes alışlarımız… Hepsi aklıma “şimdi durabilirsin” demek için bir fırsat sunuyordu. Ama o fırsatların hiçbiri içimdeki isteği bastırmaya yetmedi. Yanlış olduğunu bilmek, bazen insanı korumaz; sadece suçluluk hissini hazırlar.
Aklım hâlâ geri çekilmemi söylüyordu. Ama artık dinleyen ben değildim. O an, karar verme sırası benden çıkmıştı.
Sessizliğin Aramızda Yarattığı Gerilim
Sessizlik bazen en gürültülü şeydir. Konuşmadığımız her saniye, aramızda görünmez bir bağ gibi geriliyordu. Söylenecek çok şey vardı belki ama hiçbiri doğru gelmedi. Çünkü kelimeler, bu anı fazla gerçek yapacaktı. Oysa sessizlik, her şeyi daha belirsiz ve daha tehlikeli kılıyordu.
Nefes alışlarımızı duymaya başladım. Bu kadar yakın olmamıza rağmen aramızda hâlâ bir mesafe vardı ama o mesafe artık anlamını yitiriyordu. Sessizlik uzadıkça, o boşluk daralıyormuş gibi hissettim. Sanki konuşmadıkça birbirimize biraz daha yaklaşıyorduk.
Gözlerimi başka bir yere çevirmeyi düşündüm ama yapmadım. Çünkü sessizlikte bakışlar daha çok şey söyler. O an, söylenmeyenlerin ağırlığı üzerime çöktü. Yanlış olduğunu bildiğim hâlde, bu gerilimin içimde yarattığı hissi inkâr edemedim. Kalbim hızlandı, ama bu hız korkudan değil, beklentiden kaynaklanıyordu.
Sessizlikte zaman farklı akar. Birkaç saniye mi geçti, yoksa daha uzun mu, emin değildim. Bildiğim tek şey, bu sessizliğin bozulması hâlinde her şeyin değişeceğiydi. Ama bozulmadı. Ve bozulmadıkça, içimdeki sınırlar biraz daha silikleşti.
O an anladım ki, sessizlik bazen insanı durdurmaz. Aksine, onu adım atmadan ilerlemeye zorlar.
Yaklaştıkça Kaybolan Mesafe
Başta fark etmedim. Aramızdaki mesafenin ne zaman kısaldığını, kimin ilk adımı attığını hatırlamıyorum. Belki de kimse atmadı. Belki sadece, durmamız gereken yerde durmamayı seçtik. Mesafe bazen adımlarla değil, niyetle kapanır.
Eskiden güvenli hissettiren o boşluk artık yoktu. Varlığını bildiğim hâlde, ona tutunamıyordum. Yakınlık bir anda olmadı; yavaş yavaş, fark ettirmeden geldi. Nefeslerimiz aynı ritmi bulduğunda, bunun tesadüf olmadığını anladım. Bedenim bunu benden önce kabul etmişti.
İçimde hâlâ bir itiraz vardı ama zayıflamıştı. “Birazdan geçer” düşüncesi yerini “artık çok geç” hissine bırakmıştı. Yakın olmak, düşündüğümden daha kolaydı. Zor olan, o yakınlıktan sonra geri dönebileceğime inanmakmış.
Gözlerimi kapatmadım. Aksine, her şeyi daha net görmek istedim. Çünkü bu anı görmezden gelirsem, sonra kendime dürüst olamayacaktım. Yanlış olduğunu bilmek hâlâ içimdeydi ama artık baskın değildi. Yerini, tanımlayamadığım bir kabulleniş almıştı.
Mesafe kayboldukça, kararlar da anlamını yitirdi. Ne olacağını düşünmek yerine, olanın içinde kaldım. Ve o an, bedenimin neden itiraz etmediğini ilk kez gerçekten anladım.
Kendime Söylediğim Yalanlar
İnsan bazen gerçeği başkalarından değil, kendinden saklar. O an da öyleydi. İçimde olup biteni adlandırmamak için küçük yalanlar fısıldıyordum kendime. “Bu sadece bir an,” diyordum. “Birazdan geçer.” Ama söylediklerimle hissettiklerim arasındaki mesafe, az önce kaybolan o mesafeden bile daha büyüktü.
Bu kadarını istemediğime kendimi inandırmaya çalıştım. Sanki istememek, olanları geçersiz kılabilirmiş gibi. Oysa bedenim çoktan başka bir dili konuşuyordu. Ben hâlâ kelimelere tutunurken, o kelimelerin içi boşalmıştı. Kendime söylediğim her cümle, gerçeği biraz daha geciktirmekten başka bir işe yaramıyordu.
“Burada durabilirsin,” dedim. “Şimdi bile.” Ama bunu söylerken sesimin ne kadar zayıf çıktığını fark ettim. İkna etmeye çalıştığım biri varsa, o da bendim. İçimdeki kararlılık, yerini sessiz bir kabullenişe bırakmıştı. Yanlış olduğunu bilmek hâlâ oradaydı, ama artık tek başına yeterli değildi.
Kendime kızmak istemedim. Çünkü kızgınlık, sorumluluk getirirdi. Oysa ben, o an için sorumluluktan kaçıyordum. Yalanlarım bu yüzden yumuşaktı; kendimi incitmeyecek, beni o anın içinde tutacak kadar.
Ve fark ettim ki, söylediğim her yalan beni biraz daha ileri taşıyordu. Geri dönmek için değil, olduğum yerde kalmak için.
Durmam Gereken Yerde Durmadım
Aslında işaretler çok açıktı. O noktayı biliyordum; durmam gereken yerin tam olarak neresi olduğunu da. Daha önce defalarca durmuşluğum vardı orada. Ama bu kez olmadı. Ne beni durduran bir cümle çıktı ağzımdan, ne de geri çekilen bir hareket geldi bedenimden.
Durmamak bazen ileri gitmek değildir. Bazen sadece, akışı bozmamayı seçmektir. O an ben de bunu yaptım. Akışa karşı çıkmadım. Sanki karşı çıkarsam daha büyük bir şey kaybedecekmişim gibi hissettim. Ne olduğunu bilmediğim ama adını koymaktan çekindiğim bir şey.
Kalbimde hafif bir ağırlık vardı; pişmanlık gibi ama tam da değil. Daha çok, sonuçlarını bildiğin bir tercihi yaparken hissettiğin o sessiz kabul. Yanlış olduğunu bilmek hâlâ içimdeydi ama artık uyarı vermiyordu. Sadece not alıyordu, sonra hatırlatmak üzere bir köşeye çekilmiş gibiydi.
Geri dönmek için hâlâ bir ihtimal olduğunu düşündüm. Ama o ihtimali düşünmek bile, durmamayı seçtiğimin bir başka kanıtıydı. Çünkü gerçekten durmak isteyen biri, ihtimalleri değil sınırları düşünür. Ben ise sınırları çoktan geride bırakmıştım.
O an fark ettim: Durmadığım yer, aslında en başta durmam gereken yerdi. Ama bunu anlamak için, biraz daha ilerlemem gerekiyordu. erotik hikaye
O Anın İçinde Kaybolurken - Erotik hikaye
Zamanın ne zaman yavaşladığını fark etmedim. Belki de durmadı; sadece benim algım değişti. O anın içine girdikçe, dışarıdaki her şey silikleşti. Nerede olduğumuz, biraz önce ne konuştuğumuz, hatta bundan sonra ne olacağı… Hepsi arka planda kaldı. Öne çıkan tek şey, o anın kendisiydi.
Düşüncelerim bir süre sonra beni terk etti. Yerlerini hisler aldı; net olmayan ama inkâr edilemeyecek kadar güçlü. Bu hislerin beni nereye götürdüğünü bilmiyordum ama artık yön sormuyordum. Kaybolmak bazen korkutucudur; bazen de rahatlatıcı. O an, ikincisiydi.
Kendimi izliyormuş gibi hissettim. Sanki bir adım geride durup, yaptıklarımı ve yapmadıklarımı not ediyordum. Ama müdahale etmiyordum. Müdahale etmek, geri dönüş ihtimali demekti. Ben ise o ihtimali çoktan geride bırakmıştım.
Yanlış olduğunu bilmek, o an için anlamını yitirdi. Yerini, “şimdi”nin ağırlığı aldı. Geçmiş ve gelecek, bu ağırlığın altında ezildi. O anın içinde kaybolmak, düşünmeyi bırakmak demekti. Ve düşünmeyi bıraktığımda, bedenimin neden itiraz etmediğini bir kez daha anladım.
Sabaha Kalan His
Sabah geldiğinde her şey aynı görünüyordu. Işık daha netti, sesler daha belirgindi, dünya yerli yerindeydi. Ama içimde bir şey değişmişti. O anın ağırlığı geçmemişti; sadece şekil değiştirmişti. Artık heyecan değildi, acele de değildi. Daha sakin ama daha kalıcı bir his kalmıştı geriye.
Yanlış olduğunu bildiğimi hatırladım. Bu bilgi hâlâ benimleydi. Ama artık suçlayıcı değildi. Daha çok, olup biteni kabul etmiş bir tanık gibiydi. Kendime kızmadım. Kendimi savunmadım da. Sadece olanı olduğu gibi düşündüm. Ne eksik, ne fazla.
Bedenimin o an neden itiraz etmediğini sabah daha net anladım. Çünkü bazı anlar, mantığın değil, insanın kendisiyle ilgilidir. Bastırılan, ertelenen, görmezden gelinen her şeyin bir noktada ortaya çıkması gibi. O an da böyleydi. Beklenmedik ama inkâr edilemez.
Geriye kalan his, pişmanlıkla huzur arasında bir yerdeydi. İkisine de tam olarak ait değildi. Belki de bu yüzden bu kadar gerçekti. Bazı anlar, sonuçlarıyla değil, insana kendisi hakkında öğrettikleriyle kalır. O an da bana bunu yaptı.
Ve sabah olduğunda, her şey bitmiş gibi görünse de, içimde bir şey hâlâ oradaydı. Sessiz, tanıdık ve artık saklanmayan bir his.



Yorumlar