top of page

Adını Asla Söylemeyen Kadın - Erotik Hikaye

Adını Asla Söylemeyen Kadın - Erotik Hikaye

İlk Karşılaşma

Onu ilk gördüğümde, kalabalığın içinden ayrışan bir şey yoktu.Ne abartılı bir güzellik, ne de dikkat çekmek için yapılmış bir hareket. Ama bakışım, istemsizce ona takılı kaldı. Sanki mekânın geri kalanı biraz fluya düşmüş, ışıklar sadece onun etrafında toplanmıştı.

Bara yaklaştı. Sipariş vermeden önce kısa bir duraksama yaşadı; kararsızlıktan değil, beklemekten hoşlanıyormuş gibi. Yanına oturduğumda aramızda bir sandalye mesafesi vardı. Bilerek. Bu mesafe, konuşmadan kurulan ilk anlaşma gibiydi.

“Geç kaldım,” dedi.Kime söylediğini bilmeden.

Sesi sakindi. Ne davetkâr ne mesafeli. Sadece… yerli yerinde.Bir şey söylemek istedim ama kelimeler gereksiz geldi. Onunla konuşmak için konuşmak istemiyordum. Sessizliğin bu kadar rahat olduğu nadir anlardan biriydi.

Bardağın kenarına parmaklarıyla hafifçe dokundu. Tırnakları kısa, bakımlıydı. Elinin o küçük hareketi, odadaki her şeyden daha netti. Gözlerimi kaçırdım. Fark etti mi, bilmiyorum.

“Burayı seviyor musun?” diye sordu sonra.Sorunun muhatabı ben değildim sanki; mekânın kendisiydi.

“Bazen,” dedim.Daha fazlasını eklemedim.

Gülümsedi. Bu gülümseme, tanışma gülümsemesi değildi. Daha çok, karşısındakiyle aynı anda susabilen insanların gülümsemesi. Adını sormadım. O da kendini tanıtmadı. O an bunun bilinçli bir tercih olduğunu henüz bilmiyordum; sadece doğru hissetti.

Kalabalık arttıkça aramızdaki mesafe değişmedi. Ama hava ağırlaştı. Nefes alışlarımız senkron tutturur gibi oldu. Bir an, omzum onun koluna değecek sandım. Değmedi. İkimiz de bunu istememiş gibiydik.

O gece, ayrılırken yine adını sormadım.Ve o da söylemedi.

Bazen bir hikâye, adını bilmediğin bir yüzle başlar.Ve en tehlikeli başlangıçlar, tam olarak böyledir.

Adını Asla Söylemeyen Kadın - Erotik Hikaye

İsimsiz Olmanın Kuralı

Sonraki gece onu yine aynı yerde gördüğümde, bunun tesadüf olmadığını anladım.Aynı saat. Aynı bar taburesi. Aynı mesafe. Sanki ilk geceden kalan bir düzen, kimseye sorulmadan kabul edilmişti.

Bu kez daha yakındı. Fiziksel olarak değil; varlığıyla. Yanıma oturduğunda aramızdaki boşluk hâlâ korunuyordu ama o boşluk artık bir engel değildi. Daha çok bilinçli bir gecikme gibiydi. Geciktirilen her şey gibi, ağırlaşıyordu.

“Adımı sormadın,” dedi.Bir suçlama yoktu sesinde. Daha çok bir tespit.

“Gerek duymadım,” dedim.Doğruydu. Ona hitap etmem gerekmemişti. Varlığı, isimden bağımsızdı.

Bardağından bir yudum aldı. Dudakları camdan ayrılırken gözlerini benden ayırmadı. O bakışta bir karar vardı; acele etmeyen, geri dönüşü olmayan bir karar.

“İyi,” dedi.“Böyle kalsın.”

O an bunun bir tercih değil, bir kural olduğunu anladım.İsim yoksa geçmiş de yoktu. Beklentiler, etiketler, bağlar… hepsi dışarıda kalıyordu. Sadece o an, o gece ve aramızdaki gerilim vardı.

“Ya merak edersem?” diye sordum.Sesim düşündüğümden daha alçaktı.

Gülümsedi. Bu kez daha kısa, daha keskin bir gülümseme.“Merak,” dedi, “adlardan daha tehlikelidir.”

Elini masanın üzerine koydu. Parmakları masaya değiyordu, ama bana değil. Aramızdaki mesafe hâlâ korunuyordu. O mesafe, konuşulmayan bir sözleşmeydi. Yaklaşırsak bozulacaktı.

“Beni çağırmana gerek yok,” dedi.“Zaten buradayım.”

Haklıydı.Onu çağırmak için bir isme ihtiyacım yoktu.Bazı insanlar, adlarını sakladıklarında daha gerçek oluyordu.

O gece eve döndüğümde, zihnimde tek bir şey vardı:Onun adını bilmiyordum.Ama bu eksiklik, tuhaf bir şekilde her şeyi daha tamamlıyordu.

Adını Asla Söylemeyen Kadın - Erotik Hikaye

Aynı Saatte Gelen Kadın

Üçüncü gece, saate bakmadan kapıdan içeri girdiğinde fark ettim.Saat 02.07.

Ne erken, ne geç.Tam olması gerektiği gibi.

Bu kez onu beklediğimi inkâr edemedim. Kapı açıldığında refleksle başımı kaldırmıştım. Göz göze geldiğimiz an, bunu fark etti. Dudaklarının kenarında beliren o hafif kıvrım, yakalandığımı söyledi ama bunu bir zayıflık gibi görmedi. Aksine, sanki aramızdaki dengeyi biraz daha eşitlemişti.

Aynı yere oturdu.Aynı ceket.Aynı parfüm.

Ama bu kez farklı olan bir şey vardı:Artık bu bir tekrar değildi. Bir ritüeldi.

“Geç kaldım mı?” diye sordu.İlk kez gerçekten bana.

“Hayır,” dedim.“Tam zamanında.”

Barda sipariş vermedi. Elini dizinin üzerine koydu ve mekânı izledi. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, birbirine değiyordu. Biz ise o kalabalığın içinde, kendimize ait bir boşluk yaratmıştık. Kimse fark etmiyordu ama o boşluk nefes alıyordu.

“Her gece burada mısın?” diye sordum.Sorum basitti, cevabı olmayacağını bilerek.

“Hayır,” dedi.“Her gece buraya geliyorum.”

Aradaki farkı anlamam birkaç saniye sürdü.Burası bir yer değildi.Bir zaman aralığıydı.

Saatler ilerledikçe mekân kalabalığını kaybetti. Sesler azaldı, ışıklar biraz daha loşlaştı. O hâlâ yanımdaydı. Ne daha yakın, ne daha uzak. Varlığı, bir alışkanlık gibi değil; bir beklenti gibi yerleşmişti.

“Ya bir gece gelmezsen?” diye sordum.Bu kez düşünmeden.

Başını bana çevirdi. Bakışı ciddiydi.“Gelmem,” dedi, “bittiği anlamına gelir.”

“Ne biter?”

Bir an sustu.Sonra, neredeyse fısıldayarak konuştu.

“İsimsiz olan her şey.”

O gece eve dönerken saatime baktım.02.07 geçmişti.

Ve anladım:Artık geceleri sadece zamanı değil, onu da kontrol ediyordum.Aynı saatte gelen kadın, fark etmeden hayatımda bir yer açmıştı.

Dokunulmayan Mesafe

Dördüncü gece, aramızdaki boşluk fark edilir hâle geldi.Bir sandalye mesafesi hâlâ vardı ama artık bu mesafe fiziksel değil, bilinçliydi. İkimiz de bir adım atsak her şeyin değişeceğini biliyorduk. Bu yüzden kimse adım atmadı.

Omzumla onun kolu arasında birkaç santim kalmıştı. Bu boşluk, mekândaki en yoğun yerdi. Nefes alışlarımız birbirine karışıyor, ama bedenlerimiz hâlâ kendi sınırlarında duruyordu. Bazen yaklaşmak, dokunmaktan daha cesur bir eylemdi.

“Yakın duruyorsun,” dedi.Ses tonu sakin ama kesin.

“Uzaklaşabilirim,” dedim.Ama hareket etmedim.

Gülümsedi. Bu kez bakışlarını kaçırdı. Sanki göz göze gelmek, dokunmaktan daha yasaktı. Parmaklarını dizinin üzerinde gezdirdi. O küçük hareket, fark edilmemek için yapılmıştı ama ben fark ettim. Her ayrıntıyı fark ediyordum artık.

Bir an, elimi masadan kaldırıp onun bileğine koyma düşüncesi geçti aklımdan. Sadece bir an. O an, içimde yankılandı. Yapmadım. Çünkü biliyordum: İlk temas, oyunun sonu olabilirdi.

“Bazen,” dedi, “insan dokunmadığı şeyi daha çok hisseder.”

Haklıydı.Tenine değmeden onu bu kadar hissetmek, beni huzursuz ediyordu. Ama aynı zamanda vazgeçilmezdi. Dokunulmamış her santim, hayal gücümde büyüyordu.

Mekân iyice boşaldığında, sandalyemi çok az kendime çektim. O da fark etti. Başını hafifçe yana eğdi; bir itiraz yoktu yüzünde, sadece bir not. Sınırı hatırlatan bir bakış.

“Bu mesafe,” dedi, “bizi güvende tutuyor.”

“Kimden?” diye sordum.

Bir an durdu.Sonra gözlerini karanlıkta bir noktaya sabitledi.

“Kendimizden.”

O gece, ayrılırken elimi cebime soktum. O da çantasının askısını sıkıca kavradı. Aynı anda, aynı yönde hareket ettik ama birbirimize değmedik.

Dokunulmamıştık.Ve tam da bu yüzden, aramızdaki gerilim daha da ağırlaşmıştı.

Adını Sormanın Yasak Olduğu An

O gece, sorunun ağzımdan çıkacağını ikimiz de biliyorduk.Bunu söylemeden önce, o da hissetmişti.

Mekân neredeyse tamamen boşalmıştı. Bardaki adam, bardakları yıkarken arada bize bakıyor, sonra bakışını geri çekiyordu. Işıklar biraz daha kısıldı. Saatin ilerlediğini fark ettim ama kaç olduğunu bilmiyordum. Artık zaman, sadece onun gelişleriyle ölçülüyordu.

“Bazen,” dedim, sesimi alçaltarak,“insan bir kelimeye ihtiyaç duyar.”

Cümleyi bitirmedim.Bitirmeme gerek yoktu.

Bakışlarını bardağından kaldırdı. Gözleri ilk kez bu kadar ciddiydi. Gülümseme yoktu. O an, aramızdaki oyunun tam ortasına bastığımı anladım.

“Sormayacaksın,” dedi.Bir rica gibi değil. Bir uyarı gibi.

“Bilmek istemediğimi sanıyorsun,” dedim.

“İstiyorsun,” dedi hemen.“Ve tam da bu yüzden yasak.”

Sessizlik çöktü.Bu sessizlik, önceki gecelerden farklıydı. Daha ağırdı. İçinde bir karar barındırıyordu. Eğer o soruyu sorarsam, bir eşik aşılacaktı. Geri dönüşü olmayan bir eşik.

“Elimde değil,” dedim.Bu kez dürüsttüm.

Bardağını masaya bıraktı. Parmakları camdan ayrılırken, ses mekânda kısa bir yankı yaptı. Sonra bana doğru çok az eğildi. O kadar az ki, bunu biri izlese fark etmeyebilirdi. Ama ben fark ettim. Nefesini hissettim.

“Adımı bilirsen,” dedi fısıltıyla,“beni başka bir yere koyarsın.”

“Ne olur?” diye sordum.

“Ya geçmişime,” dedi,“ya geleceğine.”

Geri çekildi.Mesafe yeniden yerine oturdu.

O an anladım:Bu kadın adını saklamıyordu.Beni saklıyordu.

Soruyu sormadım.Ama o geceden sonra, her susuşumda adını biraz daha merak ettim.Ve merak, arzuya çok benzeyen bir şeydi.

Gecenin İçinde Yakınlaşma

Yakınlaşma, bir anda olmaz.Önce hava değişir. Sonra nefes. En son bedenler.

O gece, mekândan çıktığımızda bunu hissettim. Sokak sessizdi. Ayak seslerimiz kaldırıma aynı ritimde vuruyordu ama aramızda hâlâ o görünmez mesafe vardı. Yine de bu kez farklıydı; mesafe artık korumuyordu, çekiyordu.

Yan yana yürürken kolu koluma değecek gibi oldu. Değmedi. Ama o an, ikimiz de yavaşladık. Sanki değmemek için değil, o anı uzatmak için.

“Üşüyor musun?” diye sordum.Sıradan bir soru gibi. Ama değildi.

“Biraz,” dedi.Cevabı kısa tuttu. Çünkü devamı gelirse, bir şeyler değişebilirdi.

Ceketimin içini gösterir gibi yaptım. Bir davet değildi; bir ihtimaldi. Durdu. Bana baktı. Gözlerinde bir tereddüt vardı ama korku değildi bu. Daha çok, bildiği bir sınırın kenarında durmanın verdiği ağırlık.

Yaklaştı.Bu kez aramızdaki boşluk kapanmıştı.

Kolumu omuzlarına almadım. O da bana yaslanmadı. Ama bedenlerimiz aynı alanı paylaşmaya başlamıştı. Aynı sıcaklık. Aynı nefes. Bu, şimdiye kadarki en büyük ihlalimizdi.

“Bunu yapmamalıyız,” dedi.Ama durmadı.

“Ne yapıyoruz?” diye sordum.

Bir an sustu.Sonra çok hafifçe, neredeyse fark edilmez bir şekilde elini bileğime koydu. Parmakları sadece birkaç saniye oradaydı. Sonra çekti.

“Yaklaşıyoruz,” dedi.“Dokunmadan.”

O dokunuş, beklediğimden daha sarsıcıydı. Kısa, kontrollü ve bilinçli. Uzatılmamış olması, içimde daha büyük bir boşluk açtı. Elim hâlâ o noktayı hissediyordu.

Yürümeye devam ettik. Bu kez daha yavaş. Daha dikkatli. Kimse bizi izlemiyordu ama sanki her şey görünürdü. Sokak lambaları, duvarlar, gece… hepsi farkındaydı.

Bir apartmanın önünde durdu. Anahtarlarını çıkardı ama kapıyı açmadı. Bana döndü. Yüzü yakındı. Çok yakındı.

“Burada,” dedi,“durmamız gerekiyor.”

Başımı salladım.Haklıydı.

Ama o an, durmak; gitmekten daha zordu.

Adını hâlâ bilmiyordum.Ama artık bedeninin bana ne kadar yaklaşabileceğini biliyordum.

Ve gecenin içinde, yakınlaşmanın en tehlikeli hâli buydu.

İsim Yerine Sessizlik

Kapının önünde durduğumuz o an, konuşmak fazlalıktı.Söylenecek her kelime, aramızda kurduğumuz o kırılgan dengeyi bozabilirdi. Bu yüzden ikimiz de sustuk. Sessizlik, ilk kez bir kaçış değil; bilinçli bir tercih oldu.

Anahtarı avucunda tutuyordu. Parmakları sıkılmıştı. Kapıyı açabilirdi. Ben dönebilirdim. İkimiz de bunu biliyorduk. Ama hiçbirimiz hareket etmedik. Çünkü hareket etmek, karar vermekti.

Başını hafifçe öne eğdi. Saçları yüzünün bir kısmını gölgeledi. O gölgede kalan yerde neler sakladığını merak ettim. Adı da oradaydı belki. Söylenmeyen her şey gibi, daha ağırdı.

“Bazen,” dedi çok alçak bir sesle,“insan adını söylemez… çünkü söylerse kalır.”

Cevap vermedim.Kalsaydım ne olurdu, bilmiyordum. Ama kalmak, bu hikâyenin doğasına aykırıydı.

Bir adım geri attı. Mesafeyi yeniden kurdu. Bu kez mesafe can yakıyordu. Az önce paylaştığımız yakınlık, şimdi hatırlanan bir şeydi. Hatırlanan her şey gibi, daha güçlüydü.

“Yarın,” dedi.Ne yarın olduğunu açıklamadı.

“Yarın,” dedim ben de.Aynı belirsizlikle.

Gözlerimde adını aradı belki. Bulamayacağını biliyordu. Gülümsedi. Bu gülümseme, vedalaşma gülümsemesi değildi. Devam edeceğimizi bilen insanların gülümsemesiydi.

Kapıyı açtı.İçeri girmeden önce durdu.

“Eğer bir gün sorarsan,” dedi,“cevap vermem.”

“Biliyorum,” dedim.

Kapı kapandı.Sessizlik kaldı.

O gece yürürken fark ettim: Onun adını bilmiyordum.Ama susuşunu ezberlemiştim.

Ve bazı insanlar, isimleriyle değil; bıraktıkları sessizlikle hatırlanır.

Birlikte Dışarı Çıkılan Gece

O gece dışarı çıkmayı teklif eden bendim.Bu bile bir sınır ihlaliydi.

Şimdiye kadar her şey aynı yerde, aynı saatlerde, aynı dar çerçevede yaşanmıştı. Mekân değişirse dengemiz de değişebilirdi. Bunu ikimiz de biliyorduk. O yüzden teklifim havada asılı kaldı; reddedilmekle kabul edilmek arasında.

“Dışarısı,” dedi yavaşça,“fazla açık.”

“Birlikte,” dedim.Bu kelimeyi özellikle seçtim.

Bir süre düşündü. Bakışlarını kaçırmadı ama gözleri uzaklaştı. Sanki dışarıyı değil, olası sonuçları tartıyordu. Sonunda başını çok hafif salladı. Ne evet, ne hayır. Ama yeterince yakındı.

Gece serindi. Şehrin sesi başka bir ritimde akıyordu. İçerideki loşluk yerini sokak lambalarının keskin ışığına bırakmıştı. Bu ışık, onu daha net gösteriyordu ama hâlâ tam değil. Yüzünün bazı hatları görünürken bazıları gölgede kalıyordu. Sanki şehir bile onunla ilgili her şeyi açığa çıkarmak istemiyordu.

Yan yana yürüdük.Bu kez aramızda mesafe yoktu. Ama temas da yoktu.Yakınlık, iki beden arasında değil; iki adım arasında kuruluydu.

Bir vitrin camında yansımamıza rastladım. Yan yana duruyorduk. Dışarıdan bakıldığında sıradan iki insan gibi. Ama ben o yansımada, söylenmemiş cümleleri, bastırılmış dokunuşları, saklanan isimleri görüyordum.

“Beni burada tanıyan olabilir,” dedi aniden.Ses tonu değişmemişti ama bu kez gerçek bir risk vardı cümlede.

“Ben tanımıyorum,” dedim.

Durdu. Bana döndü. Gözleri yüzümde gezindi. Bu bakış, daha önce hiç olmadığı kadar uzun sürdü. Sanki adını, geçmişini, sakladığı her şeyi bu bakışla tartıyordu.

“İşte mesele bu,” dedi.“Beni tanımaman.”

Yürümeye devam ettik. Bir köşede durduk. Şehir önümüzden akıyordu. İnsanlar geçiyor, kahkahalar duyuluyor, hayat başka bir hızda sürüyordu. Biz o akışın dışında, kısa bir an için askıya alınmıştık.

Yanımda duruşunu hissettim. Kolumuz değecek gibiydi. Bu kez geri çekilmedik. Değdik. Hafifçe. Tesadüf değildi. Ama uzatılmadı. Yine de o temas, şimdiye kadar yaşadığımız her şeyden daha açıktı.

“Bu gece,” dedi,“fazla şey oluyor.”

“İstersen dönebiliriz,” dedim.Ama sesimde dönüş yoktu.

Başını salladı.“Hayır,” dedi.“Bu gece, böyle kalmalı.”

O an anladım:Birlikte dışarı çıkmak, birlikte olmaktan daha tehlikeliydi.Çünkü burada, isimler kadar ihtimaller de çoğalıyordu.

Adını Bilmeden Arzulamak

Arzu, bazen bir bedene değil; bir boşluğa yönelir.Onun adı, o boşluktu.

O gece eve döndüğümde, üzerimde ona ait olmayan ama ondan kalan bir şey vardı. Parfüm değildi. Ses de değildi. Daha çok, zihnime yerleşmiş bir varlık hissi. Yanımda yoktu ama yokluğu bile doluydu.

Onu düşünürken yüzünü netleştirmeye çalışmadım. Bilerek. Çünkü netleşirse, sadeleşecekti. Oysa ben karmaşayı seviyordum. İsimsiz olan her şey gibi, arzusu da daha özgürdü. Daha kontrolsüz.

Birlikte geçirdiğimiz saatleri değil, geçirmediklerimizi düşündüm. Dokunmadığımız anları. Yarım kalan hareketleri. Söylenmeyen kelimeleri. Her eksik parça, arzuyu biraz daha keskinleştiriyordu.

Ertesi gece, onu görmeden önce bile varlığını hissettim. Kapı açıldığında başımı çevirmedim. Gelişini bilmek, görmekten daha güçlüydü. Yanıma oturduğunda, nefesi değişmişti. Benimki de.

“Bugün,” dedi,“daha sessizsin.”

“Bugün,” dedim,“daha farkındayım.”

Gülümsedi ama bu gülümseme rahat değildi. İçinde bir gerginlik vardı. Sanki o da farkındaydı: Arzu artık sadece aramızda dolaşmıyordu. Yerleşiyordu.

Bardağın kenarına bu kez daha sert dokundu. Parmak uçları beyazladı. Kontrol ediyordu kendini. Ben de ediyordum. Ama kontrol, bir süre sonra arzunun bir parçası olur.

“Beni böyle istemen,” dedi,“kolay değil.”

“Nasıl?” diye sordum.

“Tanımadan,” dedi.“Adımı bilmeden.”

Haklıydı.Ama tam da bu yüzden istiyordum.

Adını bilseydim, onu bir yere koyacaktım. Bir geçmişe, bir role, bir hikâyeye. Oysa şimdi, o sadece gecenin içinde duran bir ihtimaldi. Ve ihtimaller, insanı gerçeklerden daha fazla etkiler.

O an, elimi masanın üzerine koydum. Bu kez bilerek. O da elini koydu. Aramızda birkaç santim vardı. Dokunmadık. Ama bu mesafe, artık bir kural değil; bir sınavdı.

“Bir gün,” dedi,“bu böyle kalmayacak.”

“Biliyorum,” dedim.

Bakışlarımız kilitlendi. İlk kez kaçmadı. İlk kez ben de kaçmadım. Arzu, artık saklanmıyordu. İsimsizdi ama açıktı.

Ve o an şunu anladım:Adını bilmeden arzulamak, bir insanı değil; bir ihtimali sevmekti.Ve bu, çoğu zaman daha tehlikeliydi.

Sınırların İlk Kez Zorlanması

Sınırlar genelde bir anda yıkılmaz.Önce esner. Sonra sessizce yer değiştirir.

O gece, her zamankinden daha yakındık. Mekânın ışıkları erken kısılmıştı; ya da bana öyle gelmişti. Kalabalık azdı. Sesler uzaktan geliyordu. Aramızdaki alan, artık başkalarının fark edemeyeceği kadar dardı.

Elimi masadan çekmedim.O da çekmedi.

Bu küçük dirençsizlik, şimdiye kadar yaptığımız en cesur şeydi. Dokunmuyorduk ama kaçmıyorduk da. İkisi arasındaki çizgi, giderek belirsizleşiyordu.

“Bunu durdurabilirdik,” dedi.Sesindeki sakinlik, söylediğinin tersiydi.

“Evet,” dedim.“Ama durdurmadık.”

Bakışları elimin olduğu yere kaydı. Sonra yeniden gözlerime. İlk kez, bakışlarında bir soru vardı. Adımla ilgili değil; devamla ilgili.

Parmaklarını çok az hareket ettirdi. Bilerek mi, farkında olmadan mı bilmiyorum. Ama o hareketle aramızdaki mesafe neredeyse yok oldu. Tenlerimiz hâlâ değmiyordu. Ama sıcaklık artık ortaktı.

“Bir kere,” dedi,“dokunursak…”

Cümleyi tamamlamadı.Tamamlamasına gerek yoktu.

Başımı eğdim. Sesimi daha alçak tuttum.“Dokunmak,” dedim,“tek sınır değil.”

Gülümsedi. Bu gülümseme, önceki gecelerdeki gibi kontrollü değildi. İçinde bir çatlak vardı. O çatlak, gerilimi daha da artırıyordu.

Ayağa kalktı. Bir an için gideceğini sandım. Ama gitmedi. Sandalyemi çok az kendime çektiğimde, önünden geçerken kolu koluma değdi. Bu kez kaçmadık. Bu kez tesadüf değildi.

Kısa sürdü.Ama yeterince uzun.

Durdu. Arkasını dönmedi. Yanımdaydı. Çok yakında. Nefes alışını duyabiliyordum. Bu, şimdiye kadarki en büyük ihlalimizdi. Dokunmamıştık ama sınır yerinden oynamıştı.

“Bunu unutmayacağız,” dedi.Bir vaat gibi değil. Bir gerçek gibi.

“Unutmak istemiyorum,” dedim.

Başını hafifçe çevirdi. Yüzünü görebiliyordum ama tam değil. Gölge, yine işini yapıyordu. O gölgede, adı da vardı belki. Ama artık adı umurumda değildi.

O an anladım:Sınırlar, korunmak için değil; ne kadar ileri gidebileceğimizi görmek için vardı.

Ve biz, ilk kez o sınırı gerçekten zorlamıştık.

İsmin Açığa Çıkma İhtimali

İhtimal, bazen gerçeğin kendisinden daha ağırdır.O gece de öyleydi.

Bir şey değişmişti. Sınırın yerinden oynaması, sadece bedenlerimizi değil, kelimeleri de etkilemişti. Artık suskunluk eskisi kadar güvenli değildi. Her cümle, yanlışlıkla bir ismi açığa çıkarabilecekmiş gibi dikkatle seçiliyordu.

“Bazen,” dedi bir süre sonra,“insan adını söylemek ister.”

Bunu söylerken bana bakmadı. Bardaktaki buzu izliyordu. Buz eriyordu; yavaş, sessiz ve geri dönüşsüz. Bu görüntü, söylediğinden daha dürüsttü.

“İstersen,” dedim,“dinlerim.”

Bu bir teklifti.Ama aynı zamanda bir riskti.

Gözlerini bana çevirdi. İlk kez, bakışlarında kararsızlık vardı. Daha önce hiç görmediğim bir şey. Bu kararsızlık, onu daha yakın kıldı. Daha kırılgan. Ve bu kırılganlık, aramızdaki gerilimi başka bir yere taşıdı.

“Adımı bilirsen,” dedi,“beni çağırabilirsin.”

“Çağırmak istemiyorum,” dedim.“Gelmeni istiyorum.”

Bir an durdu.Sonra gülümsedi. Bu gülümseme, bir kabul değildi. Ama bir reddiye de sayılmazdı.

“İsimler,” dedi,“insanı sabitler.”

“Ya ben seni sabitlemek istemiyorsam?” diye sordum.

Soruyu havada bıraktım. Çünkü cevabı duymak, bazı şeyleri geri dönülmez kılabilirdi.

Elini çantasının içine götürdü. Bir şey arar gibi yaptı ama çıkarmadı. Sanki orada bir isim vardı. Söylenmemiş, yazılmamış, ama hazır. O an, o ismi bilmek istemediğimi fark ettim. Çünkü bilmek, bu gerilimi sona erdirebilirdi.

“Belki bir gün,” dedi.Ses tonu yumuşaktı ama kararlı.

“Belki,” dedim.

Bu belirsizlik, ikimizin de hoşuna gidiyordu. İsim, artık bir bilgi değil; bir kozdu. Söylenirse her şey değişecekti. Söylenmezse, her şey böyle kalacaktı.

O gece ayrılırken, kapının önünde durmadık. Vedalaşmadık. Sadece aynı anda yürümeyi bıraktık. İki farklı yöne, aynı düşünceyle.

İsmin açığa çıkma ihtimali vardı.

İsimsizliğin Bedeli - erotik hikaye

Her şeyin bir bedeli vardı.İsimlerin bile.

Onu son gördüğüm gece, saat yine tanıdıktı ama mekân değildi. Aynı bar, aynı ışıklar… fakat aramızdaki hava değişmişti. İsimsizlik artık hafiflik değil, ağırlıktı. Taşınan bir sır gibi.

Yanıma oturdu. Bu kez mesafe yoktu. Ama yakınlık da yoktu. Sanki ikisi de geride kalmıştı. Aramızda yeni bir boşluk açılmıştı; dokunulmayan değil, söylenmeyen bir boşluk.

“Bunu böyle sürdürmek,” dedi,“daha zor.”

“Bitti mi?” diye sordum.Sorunun cevabını istemeden.

Başını iki yana salladı.“Hayır,” dedi.“Ama bedelini ödüyoruz.”

O bedelin ne olduğunu o an tam anlayamadım. Sonradan anlaşılan şeylerdendi. İsimsizlik, özgürlük vermişti ama bağ kurmayı da imkânsız kılmıştı. Onu düşünüyordum ama çağıracak bir kelimem yoktu. Özlemek istiyordum ama yönlendiremiyordum.

Elimi masanın kenarına koydum. Bu kez o çekti. İlk kez. Bu geri çekiliş, en net cümleydi.

“Eğer adımı söylersem,” dedi,“kalırım.”

“Kalmanı istiyor muyum, bilmiyorum,” dedim.

Dürüsttüm.Ve dürüstlük, bazen her şeyden daha acımasızdır.

Ayağa kalktı. Ceketini giydi. Bu kez acele etmedi. Bana baktı. Uzun uzun. O bakışta bir veda yoktu; bir kapanış vardı. Tamamlanmamış ama bitmiş.

“Beni hatırlayacaksın,” dedi.“Adımı bilmeden.”

Haklıydı.Çünkü bazı insanlar, isimleriyle değil; bıraktıkları izlerle kalır.

Kapı kapandı.Bu kez sessizlik ağır değildi. Netti.

Geceler sonra fark ettim:Onu özlüyordum.Ama eksik bir şekilde.

İsimsizliğin bedeli buydu.Hatırlamak vardı.Ama çağırmak yoktu.

Ve bazı hikâyeler, tam da bu yüzden gecede kalır. erotik hikaye

Yorumlar


GeceStory.com

Hakkımızda
Gecestory.com edebi eserler yayınlayan kanunlara uygun bir hikaye sitesidir. Gecesepetim.com bünyesinde hizmet vermektedir. Hikaye Dili Türkçedir. Blog yapısıyla ziyaretçilerin kolayca iyi vakit geçirmesini amaçlamaktadır. Kesinlikle müstehcen, pornografik ve suç teşkil eden yazılara yer verilmemektedir. GeceStory.com iletişime açıktır ve iletişim bilgileri aşağıdaki gibidir.

İletişim
Mail: bilgi@gecesepetim.com

 

Yasal Uyarı ve Bilgilendirme

Bu sayfada yer alan içerikler kurgusal olarak hazırlanmış veya anonim kullanıcı paylaşımlarından oluşmaktadır ve yalnızca 18 yaş ve üzeri yetişkin kullanıcılar için uygundur. Sitemize girişte +18 yaş doğrulaması uygulanmaktadır.

Hikayeler edebi/kurgu niteliği taşır ve Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi kapsamında “bilimsel, sanatsal veya edebi değeri olan eser” istisnasına uygun şekilde hazırlanmıştır.

Sitemiz 5651 Sayılı Kanun ve ilgili mevzuata uygundur. Çocuk istismarı, rıza dışı eylem, zoofili, nekrofili, şiddet ve yasa dışı içerikler kesinlikle yasaktır. Bu tür paylaşımlar tespit edilirse derhal kaldırılır.

İçerikler hiçbir şekilde fuhuşa teşvik veya yasa dışı eylemleri özendirme amacı taşımaz. Toplum ahlakına aykırı, pornografik ve müstehcen nitelikteki içeriklere izin verilmez.

Herhangi bir içerikle ilgili şikâyet, ihbar veya yasal talepler için bize  destek@gecesepetim.com veya www.gecesepetim.com adresindeki iletişim kanallarımızdan ulaşabilirsiniz. 

bottom of page