Bu Hikayeyi Yazmamam Gerekiyordu - Erotik Hikaye
- GeceStory
- 7 Şub
- 4 dakikada okunur

Başlamadan Önce Kendime Söz Vermiştim
Bu hikayeyi sadece yazacaktım.Paylaşmayacaktım.Yayımlamayacaktım.
Zaten başına oturduğumda saat kaçtı, neden o saatte yazmaya karar verdim, bunları hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey şuydu: içimde uzun süredir biriken ve kelimeye dökülmesi gereken bir şey vardı. Adını koyamıyordum ama yazmazsam geçmeyeceğini hissediyordum.
Bilgisayarı açtım.Boş bir sayfa.Beyaz, sessiz ve rahatsız edici.
“Kısa bir metin olacak” dedim kendi kendime.“Kimse okumayacak.”
Bu cümleleri defalarca tekrarladım. Çünkü nedense, daha başlamadan önce bile sanki biri beni dinliyormuş gibi hissettim. Ev sessizdi. Telefonum sessizdeydi. Kapı kilitliydi. Mantıken hiçbir sorun yoktu.
Ama yine de içimde, açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.Sanki bu yazı, yazıldıktan sonra bana ait olmaktan çıkacaktı.

İlk Cümleyi Yazdığım An Bir Şeylerin Yanlış Olduğunu Hissettim - Erotik Hikaye
İlk cümleyi yazdığımda duraksadım.
Silmek istedim.Elim “delete” tuşuna gitti ama basamadım.
Cümle basitti. Özel değildi. Hatta sıradan sayılırdı. Ama ekranda duruşu… bana ait değil gibiydi. Ben yazmıştım ama sanki kelimeler benden çıkmamıştı. Daha kötüsü, devamının ne olacağını da biliyordum. Bilmemem gerekiyordu.
Parmaklarım yazarken, beynim geriden geliyordu.Cümleler, düşüncelerimden önce oluşuyordu.
Bir an durup etrafa baktım.Kapı hâlâ kilitliydi.Ev hâlâ sessizdi.
Ama içimde çok net bir his vardı:Bu hikâye yazılmak istiyordu.Ben sadece aracıydım.
Ve o an anladım…Asıl hata, yazmaya başlamam değildi.Durmamam olacaktı. Erotik Hikaye

Bu Hikâye Bana Ait Değildi
Bir süre sonra şunu fark ettim:Ben hatırlamadığım şeyleri yazıyordum.
Kelimeler tanıdıktı ama anılar yabancıydı. Bazı sahneler o kadar netti ki, yazarken etrafımdaki odayı değil, anlattığım mekânı görüyordum. Işıklar, sesler, hatta kokular bile vardı. Bunların hiçbiri bana ait olmamalıydı.
Bir cümlede durup düşündüm.“Bunu nereden biliyorum?”
Cevap yoktu.
Daha önce yaşamadığım bir anı anlatıyordum. Daha önce tanımadığım birinin yüzünü tarif ediyordum. Ama yazdıklarımda en ufak bir belirsizlik yoktu. Her detay yerli yerindeydi. Sanki biri bana yaşanmış bir şeyi hatırlatıyordu.
Metni geri okudum.Okudukça midemde bir sıkışma hissettim.
Bu bir kurgu değildi.Ama anı da değildi.
Bu hikâye bana ait değildi.Ben sadece onu yazan kişiydim.

Okuyan Tek Kişinin Ben Olmadığını Fark Ettim
Bunu fark ettiğim an çok netti.
Yazıyı kaydettim. Bilgisayarı kapatmadım ama ekrandan gözlerimi çektim. Sadece birkaç dakika… kendime gelmek için. Sonra tekrar baktım.
Metin aynıydı.Ama bir cümle eklenmişti.
Ben eklememiştim.
Başta kendimi kandırmaya çalıştım. “Yorgunum,” dedim. “Unutmuşumdur.” Ama o cümleyi tanımıyordum. Üslubu benim değildi. Kelimeler bana benzemiyordu ama… beni anlatıyordu.
Kalbim hızlandı.O cümlede, o an odada yaptığım şey yazıyordu.
Sandalyede nasıl oturduğum.Ekrana nasıl baktığım.Tereddüt ettiğim an.
Ekrana dokunmadan geri çekildim.Ev hâlâ sessizdi.
Ama artık emindim:Bu hikâyeyi sadece ben okumuyordum.
Ve daha kötüsü…Okuyan şey, benden önce yazıyordu.

Bazı Detayları Ben Yazmamıştım
Artık emin olduğum bir şey vardı:Metnin tamamı bana ait değildi.
Bunu kanıtlamak ister gibi, yazıyı satır satır incelemeye başladım. Kullandığım kelimeleri tanıyordum. Cümle yapılarım belliydi. Ama aralarda… bana hiç benzemeyen ifadeler vardı. Daha soğuk, daha net, daha kararlı.
Ve garip olan şu ki, o cümleler her zaman gerçeğe daha yakındı.
Bir paragrafın ortasında geçen bir detay dikkatimi çekti. Yazarken fark etmemiştim. Ama şimdi okuyunca… o detay, benim hayatımda gerçekten var olan ama kimseye anlatmadığım bir şeydi. Sosyal medyada yoktu. Mesajlarda yoktu. Hiçbir yerde yazılı değildi.
Ekrana yaklaştım.O cümleyi tekrar okudum.
Bunu kimse bilemezdi.
Silmek istedim. Yine aynı refleks… delete tuşu. Ama imleç o satıra geldiğinde, metin titredi. Gerçekten titredi. Göz yanılması değildi. Sanki yazı, silinmek istemiyordu.
İşte o an anladım:Bu hikâye sadece yazılmıyordu.Kendini koruyordu.

Hikaye İlerledikçe Hayatımla Çakışmaya Başladı
Ertesi gün yazmaya devam ettim. Devam etmemem gerektiğini biliyordum ama duramadım. Çünkü yazmadığımda da kafamın içinde cümleler dönüyordu. Sanki hikâye yazılmadıkça tamamlanmayacaktı.
Yeni bir bölüm açtım.Yeni bir sahne.
O sahnede anlatılan gün… bugündü.
Saat, mekân, hava… Hepsi birebir tutuyordu. İlk başta bunu tesadüf sandım. Ama birkaç paragraf sonra anlatılan bir detay oldu. Henüz gerçekleşmemişti ama gerçekleşeceğini hissettim.
Ve birkaç saat sonra… oldu.
Telefonum çaldı.Hikayede geçen kişi aradı.
O ana kadar yazdıklarım geleceği anlatmıyordu belki ama… beni oraya doğru itiyordu. Sanki hikâye, benim atacağım adımları önceden yazıyor, sonra da beni o adımları atmaya zorluyordu.
Artık yazıyı ben yönlendirmiyordum.Yazı beni yönlendiriyordu.
Ve en korkutucu farkındalık şuydu:Hikâye bittiğinde…Benim de bir yerde bitmem gerekiyordu.
Birinin Okuduğundan Emin Olduğum An
Artık emin olmak istiyordum.Yanılıyor olamazdım ama yine de kendime bir şans verdim.
Metnin içine küçük bir detay bıraktım. Kimsenin fark etmeyeceği, kimsenin özellikle yazmayacağı bir şey. Saçma, anlamsız bir ayrıntı. Bir testti. Eğer hikâye sadece bana aitse, orada kalacaktı.
Kaydettim.Bilgisayarı kapattım.Işığı söndürdüm.
Ama uyuyamadım.
Gece yarısına doğru dayanamadım, tekrar açtım. Metni bulduğum yerde duruyordu. Rahatladığımı sandım. Tam pencereyi kapatacaktım ki… test olarak eklediğim detayın altına bir cümle daha yazıldığını gördüm.
Cümle kısaydı.Netti.Ve bana hitap ediyordu.
O detayı neden eklediğimi soruyordu.
Ellerim soğudu.O an artık kesin olarak biliyordum:Biri okuyordu.Ve ne yaptığımı anlıyordu.
Hikayeyi Silmeyi Düşündüm Ama
Silmek için tekrar denedim. Bu sefer kararlıydım. Hikâyeyi değil, dosyanın tamamını. Fareyi dosyanın üstüne getirdim, sağ tıkladım.
“Sil”.
Ekran dondu.Saniyeler geçti.Sonra bir uyarı çıktı.
Bu dosya şu anda başka biri tarafından kullanılıyor.
Evde yalnızdım.
Kalbim hızlandı ama yine de kendimi zorladım. Bilgisayarı kapattım. Fişi çektim. O an rahatladım sandım. Sanki her şey bitmişti.
Arkamı döndüm.Ekran yeniden açıldı.
Dosya masaüstündeydi.Açık halde.
İmleç, en alt satırda yanıp sönüyordu.Yeni bir paragraf için hazır gibiydi.
Son Paragrafı Yazmamam Gerekiyordu
Artık yazmıyordum.Sadece okuyordum.
Son paragraf ekrana kendiliğinden geliyordu. Yavaş yavaş, kelime kelime. Ne olacağını biliyordum ama durduramıyordum. Çünkü yazılan şey… benim o an yaptığım şeydi.
Sandalyede nasıl nefes aldığım.Ekrana nasıl baktığım.Bu satırı okuduğum an.
En son cümle yarım kaldı.Benim tamamlamamı bekliyordu.
Parmaklarım klavyeye gitti.Bir şey yazmamam gerektiğini biliyordum.
Ama yazdım.
Ve o cümleyle birlikte hikâye bitti.
Ekran karardı.Ev sessizdi.
Şimdi bu hikâyeyi sen okuyorsun.Ve fark ettiysen…Benim nerede durduğum hiç yazmadı.



Yorumlar