Sence Yakıştı mı ? - Erotik Hikaye
- GeceStory
- 3 gün önce
- 5 dakikada okunur

Yağmurdan Kaçarken - Erotik Hikaye
Yağmur başladığında Derya, bunun kısa sürecek sıradan bir yaz sağanağı olduğunu düşünmüştü.
Fakat birkaç dakika içinde gökyüzü tamamen kararmış, rüzgâr yol kenarındaki ağaçları öfkeyle savurmaya başlamıştı. Arabanın camına çarpan damlalar öylesine yoğunlaşmıştı ki silecekler yetişemiyordu. Önlerindeki virajlı dağ yolu, gri bir perdenin arkasında kaybolmuştu.
“Bu şekilde devam edemeyiz,” dedi Derya, emniyet kemerini biraz daha sıkarken.
Direksiyondaki Kerem gözlerini yoldan ayırmadı. “İleride bir ev var. Haritada görmüştüm. Oraya kadar ulaşabilirsek yağmur dinene kadar bekleriz.”
Derya cevap vermedi. Kerem’le baş başa bir dağ evinde kalmak, dönüş yolunda başlarına gelebilecek en karmaşık şeydi.
Çünkü onlar yalnızca eski arkadaş değildi
Aralarında yıllardır konuşulmayan, ikisinin de yokmuş gibi davrandığı bir gece vardı.
Kerem arabayı ahşap evin önünde durdurduğunda yağmur daha da şiddetlenmişti. Arabadan eve kadar koşmaları yalnızca birkaç saniye sürdü; ancak içeri girdiklerinde ikisinin de kıyafetlerinden sular damlıyordu.
Ev karanlık ve sessizdi. Kerem telefonunun ışığını açarak etrafına baktı.
“Elektrik kesilmiş.”
Derya ıslak saçlarını yüzünden geriye itti. “Harika. Gerçekten daha iyi olamazdı.”
Kerem ona döndü. Loş ışık yüzünün yalnızca bir bölümünü aydınlatıyordu.
“Üşüyorsun.”
“İyiyim.”
“Dudakların titriyor.”
Derya’nın bakışları istemeden Kerem’in gözlerine takıldı. Bu kadar yakından bakmayalı uzun zaman olmuştu. Yıllar, yüzündeki bazı çizgileri belirginleştirmişti ama bakışları hâlâ aynıydı: sakin, dikkatli ve insanın saklamaya çalıştığı her şeyi görecek kadar derin.
Kerem bakışlarını ondan çekerek şömineye yöneldi.
“Önce ateşi yakalım,” dedi. “Sonra üzerimize giyecek kuru bir şey buluruz.”
Derya onun arkasından ilerlerken dışarıda gök gürledi. Evin pencereleri hafifçe sarsıldı.
Ancak Derya’yı asıl tedirgin eden fırtına dışarıdaki değildi.
Yıllardır kaçtıkları her şey, o gece aynı çatı altında yeniden uyanmak üzereydi.

Şöminenin Karşısında
Kerem, şöminenin yanındaki sepetten birkaç odun alıp dikkatlice yerleştirdi. Birkaç denemenin ardından küçük alevler kuru dalların arasında yükselmeye başladı. Ateş güçlendikçe salonun karanlığı geri çekiliyor, ahşap duvarlarda titrek gölgeler dolaşıyordu.
“Üst kattaki dolaplara bakacağım,” dedi Kerem. “Belki kuru kıyafetler vardır.”
Derya şöminenin önünde kaldı. Islak gömleği tenine yapışmış, soğuk saç uçlarından ensesine damlıyordu. Ateşe yaklaşsa da titremesi geçmemişti. Bunun yalnızca soğuktan kaynaklanmadığını kendisine itiraf etmek istemiyordu.
Kerem birkaç dakika sonra elinde iki kalın kazak ve büyük bir havluyla geri döndü.
“Bunları bulabildim.”
Derya kazağı alırken parmakları Kerem’in eline değdi. İkisi de hemen geri çekilmedi. Kısacık temas, şöminenin sıcaklığından çok daha güçlü bir ürpertiyi Derya’nın kollarına yaydı.
“Teşekkür ederim,” diyebildi sonunda.
Kerem bakışlarını gözlerinden ayırmadan başıyla koridoru gösterdi.
“Şurada bir oda var. Rahatça değişebilirsin.”
Derya odaya geçtiğinde kapıyı kapattı ve sırtını ahşap yüzeye yasladı. Derin bir nefes alarak kalbinin sakinleşmesini bekledi. Fakat zihni, az önce parmaklarının üzerinde hissettiği sıcaklığa takılıp kalmıştı.
Üzerine bulduğu kazağı giydiğinde kumaş dizlerinin biraz üzerine kadar uzandı. Aynada kendisine kısa bir süre baktıktan sonra salona döndü.
Kerem de ıslak gömleğini değiştirmişti. Koyu renkli kazağının kollarını dirseklerine kadar sıvamış, şöminenin karşısındaki koltuğa oturmuştu. Derya içeri girdiğinde bakışları bir anlığına üzerinde dolaştı; ardından yüzünde durdu.
O küçücük sessizlik, söylenebilecek bütün iltifatlardan daha etkiliydi.
“Ne oldu?” diye sordu Derya.
“Hiç.”
“Öyle bakıp sonra ‘hiç’ diyemezsin.”
Kerem dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle başını eğdi.

Sana yakıştı
Derya şöminenin diğer tarafına oturdu. Aralarında yalnızca küçük bir sehpa vardı fakat yılların biriktirdiği sorular, bu mesafeyi aşılmaz hâle getiriyordu.
Bir süre sadece yağmurun çatıya vuran sesi duyuldu. Derya ellerini ateşe doğru uzatırken Kerem’in kendisini izlediğini hissediyordu.
“Bana hâlâ kızgın mısın?” diye sordu Kerem sonunda.
Derya ellerini yavaşça dizlerinin üzerine indirdi.
“Ne için?”
“Neden bahsettiğimi biliyorsun.”
Derya gözlerini şöminedeki alevlere çevirdi. Yıllar önceki o geceyi düşünmemeye çalışmıştı. Kerem’in kendisine yaklaşmasını, yüzleri arasında yalnızca bir nefeslik mesafe kalmasını ve tam o anda telefonunun çalmasını… Ertesi sabah Kerem hiçbir açıklama yapmadan şehirden ayrılmıştı.
“Artık kızgın değilim,” dedi. “Sadece neden gittiğini hiç anlamadım.”
Kerem’in yüzündeki hafif gülümseme kayboldu.
“Kalmak istersem bana engel olmayacağından emin değildim.”
Derya yavaşça ona döndü.
“Bunu bana hiç sormadın.”
“Haklısın.”
“Benim yerime karar verdin.”
Kerem ayağa kalktı ve şömineye bir odun daha attı. Alevler yükselirken yüzündeki kararsızlık daha açık görünüyordu.
“Kalsaydım sana karşı hissettiklerimi saklayamayacaktım.”
Derya’nın kalbi hızlandı. Kerem’in bu cümleyi kurmasını yıllarca beklemişti; ama duyduğunda ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu.
“Belki de saklamanı istemiyordum,” dedi usulca.
Kerem hareketsiz kaldı. Ardından ağır adımlarla ona doğru yürüdü. Derya başını kaldırdığında Kerem tam karşısında duruyordu.
“Bunu şimdi söylemen işleri hiç kolaylaştırmıyor.”
Derya gözlerini ondan ayırmadı.
“Kolay olmasını istediğimi kim söyledi?”
Dışarıda şimşek çaktı. Salon bir anlığına beyaz ışıkla doldu. Kerem elini uzatarak Derya’nın yüzüne düşen nemli saç tutamını nazikçe kulağının arkasına yerleştirdi.
Derya geri çekilmedi.
Kerem’in parmakları yanağında bir an fazla kaldı. Aralarındaki mesafe azalırken ikisi de diğerinin nefesini hissedebiliyordu.
Fakat Kerem son anda durdu.
“Derya,” diye fısıldadı, “bir kez daha yanlış anlamak istemiyorum.”
Derya elini kaldırarak onun bileğini tuttu. Kerem’in avucunu yanağından uzaklaştırmak yerine orada kalmasını sağladı.
“O zaman bu defa bana sor.”

Yağmur Dindiğinde - erotikhikaye
Kerem’in bakışları Derya’nın gözlerinden dudaklarına kaydı, sonra yeniden gözlerine döndü. Yıllardır içinde taşıdığı soruyu sorabilmek için cesaret topluyor gibiydi.
“Kalmanı ve bu kez benden kaçmamanı istiyorum,” dedi. “Sana yaklaşabilir miyim?”
Derya’nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Yıllar önce sorman gereken soru buydu.”
“Cevabın ne?”
Derya ayağa kalktı. Aralarında kalan son mesafeyi kendisi kapatırken ellerini Kerem’in göğsüne koydu.
“Evet.”
Kerem önce tereddütle eğildi. Dudakları birbirine dokunduğunda ikisi de yıllardır bekledikleri anın kırılmasından korkarcasına hareketsiz kaldı. Ardından Derya parmaklarını Kerem’in kazağına kenetledi ve onu biraz daha yakınına çekti.
Öpüşmeleri, geçmişte yarım kalan bir cümlenin nihayet tamamlanması gibiydi. Önce yavaş ve temkinli, sonra sakladıkları bütün duygular kadar yoğun…
Dışarıdaki fırtına evi sarsmayı sürdürüyordu. Fakat şöminenin karşısında artık ikisi de yağmurun sesini duymuyordu.
Kerem geri çekildiğinde alnını Derya’nın alnına yasladı.
“Gitmem büyük bir hataydı.”
Derya gözlerini açmadan cevap verdi.
“Evet, öyleydi.”
“Bunu uzun süre yüzüme vuracak mısın?”
“Muhtemelen.”
Kerem’in sessizce gülmesi, Derya’nın da gülümsemesine neden oldu. O ana kadar aralarında biriken ağırlık ilk kez dağılmıştı. Kerem onun ellerini tuttu ve parmaklarını kendi parmaklarının arasına geçirdi.
Peki şimdi ne olacak?
Derya gözlerini açarak ona baktı.
“Bu defa sabah olduğunda ortadan kaybolmayacaksın.”
“Kaybolmayacağım.”
“Söz mü?”
“Söz.”
Kerem onu yeniden öptü. Bu kez ikisinin de içinde tereddüt yoktu. Derya onun kollarında kendisini yıllardır olmadığı kadar güvende hissederken gece, şöminenin sıcak ışığında yavaşça derinleşti.
Bir süre sonra alevler küçüldü, konuşmalar fısıltılara dönüştü. Yıllardır dile getirilemeyen duygular, yarım kalmış itiraflar ve gizlenen özlem birer birer ortaya çıktı. O gecenin geri kalanında aralarındaki hiçbir kapı yeniden kapanmadı.
Sabah olduğunda Derya, yağmurun sesini duymadığı için uyandı.
Pencereden soluk bir gün ışığı giriyordu. Fırtına geçmiş, dağların üzerindeki koyu bulutların arasından güneş görünmeye başlamıştı.
Kerem hemen yanında, elini hâlâ bırakmadan uyuyordu.
Derya bir süre onu izledi. Yıllar önce uyandığı sabah karşısında boş bir yer bulmuştu. Şimdi ise Kerem oradaydı. Verdiği sözü tutmuştu.
Kerem gözlerini yavaşça açtı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Yağmur dinmiş.”
Derya pencereye, ardından yeniden Kerem’e baktı.
“Biliyorum.”
“Gitmek ister misin?”
Derya başını hafifçe sallayarak ona yaklaştı.
“Henüz değil.”
Kerem gülümsedi ve onu yeniden kollarının arasına aldı. Dışarıda yağmurun yıkadığı orman güneşle parlıyordu. Eve sığınırken ikisi de yalnızca fırtınadan kaçtığını sanmıştı.
Oysa bütün gece boyunca kaçtıkları asıl şey, birbirleriydi.
Ve yağmur dindiğinde, artık ikisinin de kaçmak için hiçbir nedeni kalmamıştı. erotik hikaye



Yorumlar